Abhazya Dışişleri Bakanlığı’ndan Üçlü İstanbul Deklarasyonu’na Sert Tepki

Abhazya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, 8 Haziran’da İstanbul’da gerçekleştirilen Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan Dışişleri Bakanları 10. Üçlü Toplantısı’nın ardından yayınlanan ortak deklarasyona ilişkin sert bir açıklama yaptı. Bakanlık, kabul edilen metnin bölgesel güvenlik konusunda her yıl tekrarlanan kalıplaşmış tezler içerdiğini ve günümüz jeopolitik gerçeklerini yansıtmaktan uzak olduğunu belirtti.

Deklarasyonda yer alan “Gürcistan’ın uluslararası tanınmış sınırları dahilinde toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin yeniden tesis edilmesinin istisnai önemi” yönündeki ifadelere yanıt veren Abhazya Dışişleri Bakanlığı, bu çağrıların hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığını ve tartışılmaz tarihi gerçekleri tamamen göz ardı ettiğini vurguladı. Açıklamada, bağımsız Gürcistan sınırları dahilinde hiçbir zaman var olmamış bir durumun “yeniden tesis edilmesinin” mümkün olamayacağı ifade edildi.

Bakanlık, Abhazya’nın henüz SSCB dağılmadan önce, dönemin yürürlükteki Sovyet mevzuatına —özellikle otonom yapılara kendi devlet-hukuk statülerini bağımsızca belirleme hakkı tanıyan 3 Nisan 1990 tarihli SSCB Kanunu’na— tam anlamıyla uygun olarak meşru bir şekilde Gürcistan SSC yönetiminden ayrıldığını hatırlattı. Ayrıca, Gürcistan’ın en üst düzey devlet organlarının, 1918–1921 dönemindeki Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti’nin hukuki halefi olduğunu ilan ederek ve 1978 Gürcistan SSC Anayasası’nı geçersiz sayarak Sovyet dönemine ait tüm hukuki bağları tek taraflı olarak kopardığı belirtildi. Bu adımla Gürcistan, Abhazya ÖSSC ile olan devlet-hukuk ilişkilerini hukuken kendisi feshetmiştir. Sovyet dönemi kurumlarını yasa dışı ilan eden Gürcü tarafı, Sovyet öncesi Gürcistan Cumhuriyeti sınırlarına dahil olmayan Abhazya toprakları üzerinde hak iddia edebileceği tüm hukuki zeminlerden de kendini mahrum bırakmıştır.

“Kültürel Soykırım Girişimi Unutturulamaz”

Deklarasyondaki “kültürel ve tarihi mirasa karşı işlenen suçlarla mücadele” maddesine de değinen Abhazya Dışişleri Bakanlığı, Ekim 1992’de Gürcistan birliklerinin Sohum’daki Abhaz Devlet Arşivi ile Abhaz Dil, Edebiyat ve Tarih Enstitüsü’nü bilinçli ve barbarca yakarak imha ettiğini hatırlattı. Abhaz halkının kültürel ve tarihi mirasının özünü oluşturan antik el yazmalarının ve eşsiz belgelerin yok edilmesinin planlı bir kültürel soykırım eylemi olduğu ve Gürcistan’ın bu gerçeği hâlâ gizlemeye çalışarak sorumluluktan kaçtığı vurgulandı.

Gürcistan Dışişleri Bakanı Maka Boçorişvili’nin toplantı sonrasındaki “işgal” içerikli açıklamalarını kesin bir dille reddeden bakanlık, Rus askeri varlığının ikili devletlerarası anlaşmalar çerçevesinde tamamen yasal zeminlerde bölgede bulunduğunu ve barışın yegane garantörü olduğunu belirtti. Açıklamada, Güney Kafkasya’da kalıcı bir güvenlik ve ekonomik iş birliği mimarisinin ancak Abhazya Cumhuriyeti’nin eşit haklara sahip bir aktör olarak katılımıyla mümkün olabileceği; bunun için de Gürcistan’ın Cenevre Görüşmeleri’ne yapıcı katılım sağlayarak askeri güç kullanmayacağına dair hukuki açıdan bağlayıcı bir anlaşmayı imzalaması gerektiği ifade edildi.

* Kaynak: Apsnypress 10.06.2026

Açıklamada değinilen 3 Nisan 1990 tarihli SSCB yasası, bir birlik cumhuriyetinin ayrılma kararı alması durumunda, bünyesindeki özerk cumhuriyetlerin kendi kaderlerini bağımsızca tayin etme hakkını hukuken garanti altına almaktaydı; Abhazya bu doğrultuda ayrılma iradesini net bir şekilde ortaya koymuştur. Gürcistan ordusunun Ekim 1992’de Sohum’u işgali sırasında Abhazya Devlet Arşivi ile Abhaz Dil, Edebiyat ve Tarih Enstitüsü’nün kundaklanması ise Kafkasya tarihinin en büyük kültürel trajedilerinden biridir; bu yangında Abhaz ulusunun yüzyıllarca oluşan binlerce özgün tarihi belgesi, etnografik kayıtları ve nadide el yazmaları tamamen küle dönmüştür. Tarih boyunca bu tür sistematik eylemler, sadece fiziksel bir işgalle yetinmeyip bir halkın kimliğini, köklerini ve geleceğe bırakacağı entelektüel mirası tamamen yeryüzünden silmeyi amaçlar. Bu yönüyle Ekim 1992’de Sohum’da yaşananlar, Saraybosna Ulusal Kütüphanesi’nin yakılması veya antik çağda İskenderiye Kütüphanesi’nin yok edilmesi gibi insanlığın ortak hafızasına indirilmiş çok ağır bir darbedir ve kelimenin tam anlamıyla bir kültür soykırımıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir