Röportaj: Anıt Baba (Papba)
Altınpost: Merhaba Arda Hanım. Sizinle Abhazya ve diasporası hakkında kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirmek istiyorum. Ancak öncelikle, sizi yeterince tanımayanlar için kendinizden ve yönetim kurulunda yer aldığınız Abhazya İnsani Programlar Merkezi’nden kısaca bahseder misiniz?
Arda İnal-ipa: Merhaba, bu fırsat için çok teşekkür ederim. Öncelikle küçük bir düzeltmeyle başlayayım; şu anda İnsani Programlar Merkezi’nin yöneticisi (icra direktörü) ben değilim. Bu görevi Abhazya kahramanı, geçmişte milletvekilliği ve kültür bakan yardımcılığı yapmış olan Batal Kobahiya yürütüyor. Ben ise beş kişiden oluşan yönetim kurulunun bir üyesiyim; kurumumuzda kolektif bir yönetim modeli esas alınıyor.
Merkezimiz, savaştan hemen sonra, 1994 yılında kuruldu. İlk zamanlarda psikolojik ve tıbbi rehabilitasyonla ilgilenen bir sivil toplum yardım kuruluşuyduk. Zamanla sadece çatışmanın doğrudan sonuçlarıyla ilgilenmekle kalmadık; savaşın tekrar başlamasını önlemek amacıyla sivil toplum diyaloğunun geliştirilmesi için de aktif olarak çalıştık.
Altınpost: Peki, sivil toplum penceresinden bakıldığında; Abhaz toplumunda “diaspora” dendiğinde ne anlaşılıyor? Özellikle Türkiye diasporasını bu denklemde nasıl bir yere koyuyorsunuz?
Arda İnal-ipa: Gürcistan-Abhazya Savaşı’ndan önce, Sovyetler Birliği’nin son yıllarında Abhazya’da ulusal bağımsızlık hareketi yükselişteyken, geleceğe dair pek çok umut diaspora temsilcilerinin vatana dönüşü ile ilişkilendirilmişti. Türkiye, Ürdün ve Suriye’deki Abhaz diasporasının temsilcilerine vatana gelme fırsatı doğduğunda ülkede gerçekten bir bayram havası esti. Bu gerçek bir ulusal bayramdı; her iki tarafta da yoğun bir romantizm ve yüksek beklentiler mevcuttu.
Ne yazık ki savaş sonrası dönem, her iki taraf için de bazı hayal kırıklıklarını beraberinde getirdi. Anavatan ve diaspora mensupları bir araya gelince şunu fark etti: Bizler birbirine çok yakın ve akraba insanlarız; ancak 150 yılı bulan ayrı yaşamımız, ne yazık ki karakterlerimizde ve kültürlerimizde belirli izler bırakmış.
Altınpost: Ben de Abhazya’da sekiz yıl kadar yaşadım ve bir dönem sizinle de çalışma fırsatım oldu. Benim de gözlemim, bu 150 yıllık süreçte kültürel farklılaşmanın ciddi boyutta olduğu yönündeydi. Yeni gelenler ile yerli nüfus arasındaki iletişim ve etkileşim olması gerekenden zayıftı. Bunda, gelenlerin büyük kısmının kırsal kökenli olmasına karşın, Abhazya’daki yerleşik nüfusun daha kentli ve farklı bir eğitim süzgecinden geçmiş olmasının da payı vardı. Yine de halkın büyük kısmında yeni gelenlere karşı müthiş bir sempati ve empati olduğunu gördüm. Ancak resmi söylemdeki “geri dönüş” vaatlerinin, uygun politikalarla hayata geçirilmesinde ciddi aksaklıklar vardı. Sizce bu durum yalnızca kaynak yetersizliğinden mi kaynaklanıyordu?
Arda İnal-ipa: Kesinlikle haklısınız. Vatana geri dönen insanlarımızın adaptasyonu için çok yönlü çalışmak, tüm dönüş faktörlerini hesaba katan bütünsel bir devlet politikası ve stratejisi oluşturmak gerekiyordu. Maalesef bu gerektiği gibi yapılamadı. Savaş sonrası Abhazya’daki ekonomik ve siyasi ortam o kadar karmaşıktı ki, sürgünden dönenlerin sorunlarıyla ilgilenecek ve onların dönüşünü kalıcılaştıracak gerekli koşulları sağlayacak kaynaklarımız, bütçemiz yoktu. Ancak tek sorun finansal yetersizlik değildi; bizim tarafımızdan da birçok hata ve eksiklik yapıldı.
Karşılıklı yanlış anlamalar ve illüzyonlar söz konusuydu. Diasporadakiler buraya hemen adapte olabileceklerini düşünüyorlardı. Abhazya’dakiler ise diasporanın Türk hükümeti üzerinde büyük bir etki yaratarak Abhazya’nın tanınmasını hemen sağlayabileceğine inanıyordu. Bunlar zamanla yerini hayal kırıklığına bıraktı. Ama şunun altını önemle çizmek isterim: Bu hayal kırıklığına rağmen aramızdaki sevgi, akrabalık hissi ve kardeşlik duygusu tüm gücüyle devam ediyor. Sadece artık bu konuda daha olgunlaşmış fikirlere sahibiz; geri dönüşün o kadar kolay olmadığını anladık.
Altınpost: Buradan yola çıkarak hassas bir konuyu sormak istiyorum. Türkiye’deki Abhaz toplumunun ağırlıklı olarak Müslüman, Abhazya’dakilerin ise çoğunlukla Hristiyan veya geleneksel inançlara sahip olması entegrasyonu zorlaştıran bir unsur oldu mu? Din faktörü Abhazya kamuoyunda nasıl algılandı?
Arda İnal-ipa: Özetle söylemem gerekirse; din faktörü elbette ciddi bir olgudur ancak geri dönüş ve yeniden yerleşim üzerinde engelleyici büyük bir etkisi olduğunu sanmıyorum. Çünkü Türkiye’den gelen insanların siyasal İslam tarafından radikalize edilmiş kişiler olmadığını, dolayısıyla ülkenin sosyal ve seküler ortamına olumsuz bir etkide bulunmayacaklarını herkes görüyordu. Bu nedenle din farklılığı pratik hayatta keskin bir ayrışma yaratmadı.
Yine de bu durum bazı toplumsal kesimler için bir soru işaretiydi. Özellikle Abhazya nüfusunun sadece Abhazlardan oluşmadığını akılda tutmak gerekir. Belki buradaki Abhaz olmayan nüfus, ülkede Müslüman nüfusun artmasından içten içe endişe etmiş olabilir. Ancak bu hiçbir zaman kamuoyuna açıkça yansıtılmadı veya bir gerilim unsuru olarak dile getirilmedi. Sonuç olarak; kitlesel geri dönüşün arzu edilen düzeyde gerçekleşmemiş olmasını dini faktörle değil; siyasi nedenler, iç politika hataları ve strateji eksikliğiyle açıklamak çok daha doğrudur.
Altınpost: O zaman şu tespiti yapabilir miyiz: Belki de Abhazya’nın zaten narin olan demografik ve siyasi dengeleri o dönem büyük bir göçü karşılayabilecek durumda değildi; Türkiye’de de böyle kitlesel bir göçü motive edecek sosyal koşullar yoktu. Peki Arda Hanım, diaspora-anavatan ilişkilerini sadece “fiziksel geri dönüş” bağlamına sıkıştığı yerden çıkarsak, bu gündeme takılıp kalmasak, aramızdaki ilişkinin kapsamını ve zeminini daha nitelikli bir noktaya taşıyamaz mıyız?
Arda İnal-ipa: Bu üzerinde çok düşündüğüm, son derece önemli bir soru. Kesinlikle katılıyorum. Mevcut gerçekler göz önüne alındığında, kitlesel bir göç dalgası yaratmaya odaklanmaktansa, ilişkileri ve temasları diğer alanlarda güçlendirmek tamamen gerçekçi ve yapılması gereken bir adımdır.
Ben hâlâ birleşik bir ulus hayal ediyorum ve birçok yurttaşımın da halkımızın birleşmesini görmek istediğini biliyorum. Ancak bugün, insanlığın yaşamı dramatik bir şekilde değişirken ve küreselleşme etnik kimlikler üzerinde çok agresif bir etki yaratırken zamanı boşa harcamamalıyız. Diasporada da asimilasyon süreçleri yaşanıyor, burada anavatanda da Abhaz diliyle ilgili her şey tam anlamıyla yolunda gitmiyor. Bu nedenle bugün var olan karşılıklı etkileşim arzusunu kaybetmemek için her günü iyi değerlendirmeli ve “mümkün olan” somut projelere odaklanmalıyız. Kitlesel bir geri dönüşün ötesinde, halkımızı kenetleyecek pek çok teknik ve pratik fırsat var.
Altınpost: Kesinlikle, somut hedefler saptayıp ortak bir sinerji yaratmalıyız. Benim bu konuda bazı önerilerim var. Örneğin, ilişkileri insani ve pratik düzeyde geliştirmek adına ilk hedef ulaşım alanında olabilir. Abhaz pasaportunun Türkiye’ye girişte bir seyahat belgesi olarak kabul edilmesi sağlanabilir (ki zamanında İngiltere bunu Kuzey Kıbrıs vatandaşları için yapmıştı). İkincisi; Sohum ile Samsun veya Trabzon arasında doğrudan deniz yoluyla yolcu trafiği açılabilir. Ayrıca, sonuç almak kolay olmasa da Türkiye’de Abhazya’nın tanınması için sistematik bir kamuoyu faaliyeti yürütülebilir. Türkiye’de yüz binlerce Abhaz ve bu konuya sempatiyle bakan milyonlarca soydaş Kafkas halkı yaşıyor. İyi bir programlamayla bu büyük potansiyel harekete geçirilebilir ve Türkiye kamuoyunun gündeminde güçlü bir şekilde temsil edilebiliriz. Siz bu somut adımlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Arda İnal-ipa: Bahsettiğiniz bu hedefler son derece stratejik. Özellikle ulaşım ablukasını kırmak ve Abhazya ile Türkiye arasında deniz yolunu açmak en önemli insani gündemlerimizden biri olmalıdır. Abhazya’nın Türkiye tarafından tanınması elbette büyük bir hedef. Ancak bu siyasi talebi; parçalanmış ailelerin birbirini görebilmesi, kültürel ve ekonomik ilişkilerin kurulması gibi acil insani çözümlerin önüne bir engel gibi koymamalıyız.
Sevgili Anıt, sizin arkadaşlarınızla birlikte sivil toplumda başardığınız işler, bugün bizim daha aktif kullanmamız gereken fırsatların var olduğunu kanıtlıyor. Bu potansiyeli harekete geçirmek, lobicilik faaliyetleri yürütmek ve kamuoyu oluşturmak için en kilit unsur; Türkiye’deki Abhaz diasporası ile Abhazya’daki sivil ve siyasi toplumun tek, üzerinde uzlaşılmış bir gündeme sahip olmasıdır. Küresel ve şu an için ütopik görünen hedefler yerine, birbiriyle iletişim kurabilmemizi sağlayan zeminler üzerinde durmalıyız. Eğer daha fazla bir araya gelir, ortak toplantılar düzenler ve sesimizi topluca duyurursak, taleplerimiz çok daha gür çıkacaktır.
Altınpost: Hazır ortak gündemden bahsetmişken, diasporadaki soydaşlarımızın Abhazya vatandaşlığı ve pasaportu alması konusu da sıkça tartışılıyor. Bu konuya yaklaşımınız nedir?
Arda İnal-ipa: Ben, Abhaz diasporasının kendini Abhaz olarak tanımlayan ve tarihi vatanıyla bağ hisseden tüm üyelerinin Abhaz pasaportu alma fırsatına sahip olmasını gönülden destekliyorum. Ancak bu süreci çok ince ve hassas düşünmeliyiz. Pasaport alan kişilerin Abhazya’daki iç meselelere, buradaki karmaşık siyasi ve sosyal süreçlere de hâkim olması gerekir. Çünkü buradaki dinamikleri iyi analiz edemeyen insanlar, seçimlerde veya referandumlarda farkında olmadan ülkemiz adına yanlış siyasi tercihler yapabilirler; oysa referandumlar Abhazya’nın kaderini belirleyen çok ciddi meselelerdir.
Bu kesinlikle karmaşık ve hızlıca çözülemeyecek bir konu. Ben diasporamızın buradaki süreçleri etkileme fırsatına sahip olmasını çok istiyorum ama bu mutlaka “durumu iyi bilme ve anlama” temelinde yükselmeli. Belki bugün bunun tam mekanizmasını kurmak imkânsız gibi görünebilir ama bunun için kesinlikle çaba göstermeliyiz.
Altınpost: Günümüzdeki teknolojik olanaklar ve iletişim hızı düşünüldüğünde, eğer taraflarda yeterli niyet varsa sivil toplum kuruluşlarının bile bu bilgilendirme köprülerini kurarak inanılmaz işler başarabileceğine inanıyorum. Bu değerli ve ufuk açıcı söyleşi için çok teşekkür ederim Arda Hanım.
Arda İnal-ipa: Ben teşekkür ederim. Bu fikirleri geliştirmeli, somut hedefler koyarak ortak bir sinerji yakalamalıyız. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Röportajda bahsi geçen İnsani Programlar Merkezi (Center for Humanitarian Programmes – CHP), Abhazya’da savaş sonrası dönemde demokrasinin tesisi, sivil toplumun güçlendirilmesi ve insan hakları odaklı projeleriyle tanınan en köklü sivil toplum kuruluşlarından biridir. Yönetim kurulu üyesi Arda İnal-ipa, Abhazya sivil toplumunun uluslararası alanda da tanınan, barış inşası ve diaspora ilişkileri üzerine uzun yıllardır vizyoner çalışmalar yürüten en saygın entelektüel figürlerindendir. Röportajda çizilen “romantizmden gerçekçiliğe geçiş” vizyonu, gelecekte sitemizde yer vereceğimiz yeni röportaj, haber ve eklenecek diğer bölümlerin de felsefi zeminini oluşturmaktadır.