İlk bölümünü iki gün önce yayınladığımız, Monica Ellena tarafından Abhazya Dışişleri Bakanı Viyaçeslav Çirikba ile yapılan ve Financial Times’ın internet sitesinde İngilizce yayınlanan oldukça uzun ve önemli röportajın -editörlerimizden Anıt Baba (Papba) tarafından yapılan- Türkçe tercümesinin ikinci bölümünü de siz değerli Altın Post okurları ile paylaşıyoruz. Röportajın üçüncü ve son bölümünü ise önümüzdeki günlerde paylaşacağız. Röportajın İngilizce orijinaline tam metin olarak Abkhaz World sitesinden ulaşabilirsiniz.
Monica Ellena : Rusya sizin yaşamsal önemde müttefikiniz. Öte yandan Gürcistan yüzünü Batıya çevirmiş durumda ve NATO’ya girme vizyonunu açıkça belli ediyor.
Viyeçeslav Çirikba : Gürcistan’ın vizyonları zerre kadar umrumuzda değil. Gürcistan bizim için yabancı bir ülke ve Ukrayna’yı, İtalya’yı, ABD’yi veya Patagonya’yadaki gelişmeleri nasıl televizyondan izliyorsak, Gürcistan’ı da ancak o kadar takip ediyoruz. Biz Gürcistan’dan ayrıyız, biz başka bir ülkeyiz ve ne istedikleri ile ilgilemiyoruz. İster Rusya’nın, ister Çin’in, Güney Kore’nin veya ABD’nin parçası olsunlar, bu onların kendi bilecekleri iştir, bizi alakadar etmiyor. Ama eğer (Gürcistan) NATO’yu bize karşı bir araç olarak kullanmayı istiyorsa elbette bunu umursarız. İşte bu yüzden Gürcistan’ın güçlenip geçmişteki gibi saldırganlaşmasını istemiyoruz. Şimdi bile durum böyle zira (Gürcülerin) söylemleri değişmiş olabilir ama hedefleri hep aynıdır : tekrar bizi işgal etmek.
Yani NATO’yu bize karşı kullanmak istiyorlarsa bunu dert ederiz ve bunun karşısındayız. Tabi ki NATO’dakiler Gürcistan’a Abhazya’yı alması için destek vermek uğruna Rusya ile tam boy karşı karşıya gelme riskini alacak kadar çılgın değil. Burada bir Üçüncü Dünya savaşı riski var. Bu herkes için bir kabus senaryosudur, bu nedenle de muhtemelen hiçbir zaman böyle bir şey yaşanmayacaktır. Peki Gürcistan ne maksatla NATO üyesi olmaya çalışıyor. Çünkü (Gürcüler) NATO’yu Abhazya’ya ile onun halkına ve Rusya’ya karşı bir araç olarak kullanmak niyetindeler. Bunun nedeni öyle söyleyip durdukları gibi (NATO’yla) “ortak değerleri paylaşmaları” da değil. Beni mazur görün buna ancak çocuklar inanır. Bu tamamen pragmatik ve AB ile ilişkileri de tastamam aynı motivasyona sahip. Tabi bu onların kendi tercihi eğer AB ile yakınlaşmak istiyorlarsa yakınlaşırlar, neden olmasın…
M. E. : Abhazya geniş Avrupa’nın, AB Doğu Ortaklığı coğrafyasının sınırları içinde bulunuyor. Gürcistan’ın şu sıralarda AB ile Ortaklık Anlaşmasını parafe ettiği göz önüne alındığında Abhazya’nın da Brüksel’le yakın bir gelecekte ilişki kurması olası mı?
V. Ç. : Neden olmasın. Ama Gürcistan üzerinden değil. Biz her ülke ile ilişki kurmaya açığız ve AB bizim için en ilgi çekici partnerlerden biridir, çünkü biz de Avrupa’nın bir parçasıyız. Biz de Avrupa milletler ailesinin içinde yerimizi almak istiyoruz. Kısacası biz kendimizi Avrupalı olarak gördüğümüz için AB ile iyi ilişkiler kurmak istememiz doğaldır. Tarihe baktığınızda Antik Yunan’dan, Roma Devirlerinden bu yana Abhazya’nın hep Avrupa milletler ailesinin bir parçası olduğunu göreceksiniz. Bu şimdi de böyledir. Eğer Anayasamızı okuyacak olursanız bunun bir Avrupa Anayasası olduğunu fark edersiniz. Bizim devlet sisitemimiz demokrasidir. Eğer Feeedom House raporlarına bakacak olursanız Gürcistan’la aynı demokratikleşme düzeyinde olduğumuzu, Gürcistan’dan daha az demokratik olmadığımızı okursunuz. Yakın zamanlara kadar Gürcistan seçimsiz demokrasi olarak gösteriliyordu, ancak şimdi seçimli demokrasiyi kurmayı başarabildiler. Oysa biz hep seçimli demokrasi olduk, iki, üç kere çok çekişmeli, serbest Başkanlık ve Meclis seçimleri yapmayı başardık. Biz küçük bir ülkeyiz ama bir demokrasiyiz. Ülkemiz eski Sovyet ülkeleri coğrafyasındaki az sayıda demokrasiden biridir.
M. E. : Ekim 2012’de Gürcistan’da ilk kez seçimle iktidar değişikliği yaşadı. Politik görünümü ve söylemi değişti. Tiflis’teki gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?
V. Ç. : Tekraren söyleyeyim, Gürcistan yabancı bir ülkedir. Eğer bu onlar için iyi ise bu onlar için iyidir. (Yeni gelenler) Saakaşvili gibi kavgacı bir üslupla konuşmuyorlar. Söylemde bir değişiklik görüyoruz ama amaçlar da bir değişiklik yok. (Yeni gelenlerin de) amaçları aynı.
Attığımız her adımda görüyoruz ki Gürcistan peşimizde. Bağlantılarımızı gözetliyorlar, her düzlemde bizi ellerinden geldiğince izole etmeye çabalıyorlar. Çocuk foklör ekibimiz (23 Nisan Çocuk Bayramı için) Türkiye’ye gidiyor, onlar hemen Türklere “Onları kapı dışarı edin” demeye çalışıyorlar, aynı şekilde Polonya’ya gittiğinde bu kez Polonyalılardan benzer bir talepte bulunuyorlar. AB hükümetlerini Rus pasaportu taşıyan Abhazlara vize vermemeleri doğrultusunda zorluyorlar.
Bu Abhazya’nın tamamen izole edilmesi politikasıdır. (Gürcüler) bunun kendilerine bir yardımı dokunacağını sanıyorlar. Ben bunun onlara nasıl bir fayda sağlayacağını bilmiyorum. Olan sadece bizim onlara daha fazla öfkelenmemiz ve aramızdaki mesafenin ters istikamette olmak üzere daha da açılmasından başka bir şey değil. Amaçları Gürcistan ile Abhazya’yı bir masa etrafında oturtmaksa bu yaptıkları ile tam tersi istikamette sonuçlar üretecek biçimde çalışmış oluyorlar. Abhazya’yı daha da uzaklaştırıyorlar kendilerinden.
M. E. : Öyle ise (Gürcistan’ın size karşı yaklaşımında) dramatik bir değişiklik görmüyorsunuz?
V. Ç. : Sadece söylemde, daha fazlası değil. Bunu Cenevre müzakerelerinde görüyoruz. Aynı noktadalar. (Hatta) daha da hayırcı oldular, bizimle konuşmak (da) istemiyorlar. Onlara (Tiflis’e) göre biz Rusya’nın maşalarıyız. Oysa 1992 yılında Abhazya’yı işgal ettiklerinde onlarla savaşanlar Ruslar değildi, Abhazlardı. Eğer savaşta ölenlerin aidiyetlerine bakacak olursanız yüzde doksanının etnik Abhaz olduğunu görürsünüz. Elbette Rus yapımı silahlar kullandık, tıpkı onlar gibi. Zaten (o zamanlar bu coğrafyada kimsenin) farklı bir (ülkenin) silahını kullanma opsiyonu yoktu. Ama ülkemiz için biz savaştık, başkası değil.
M. E. : Cenevre müzakerelerinin geleceği nedir (sizce) ?
V. Ç. : (Bu görüşmeler) Gürcistan’ın (Abhazya ve Güney Osetya’ya karşı) güç kullanmama anlaşmasını imzalamamaktaki ısrarı nedeniyle uzun bir zamandır bir çıkmaza girmiş durumda. Rusya ile bir karşılıklı güç kullanmama anlaşması imzalamak istiyorlar, Abhazya ve Güney Osetya ile değil. Görüşmelerin temel amacı, Medvedev ve Sarkozy döneminde başlatıldığı esnada saptandığı üzere, (bölgede) güvenliğin korunmasıdır. İşte bu nedenle (Cenevre’de) bunu tartışıyoruz. Ama Gürcü tarafı Abhazların ve Güney Osetyalıların kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlayacak hiçbir şeyi imzalamaya yanaşmıyor. Bir deklarasyon düzeyinde bile olsa (bunu yapmıyorlar). Bu (güç kullanmama anlaşmasının imzalanması) müzakerelerimizin ana gündemidir ve çıkmaz da burada. Pek ümitvar değil (durum).
Ama hala, benim kanaatimce, biz bu müzakerelere katılmaya devam edeceğiz çünkü eğer görüşmek isterlerse bu müzakereleri Gürcistan ile iletişimimiz açısından çok önemli bir zemin olarak görüyoruz. Aynı şekilde AB, AGİT ve BM için de aynen böyle. ABD de orada var hem de (temsil kabiliyeti kuvvetli) önemli bir heyetle. İşte bu nedenlerle bu zemini Dünyanın önemli aktörleri nezlinde bizimle ilgili daha olumlu bir anlayış sağlayabilmek için değerlendiriyoruz.
M. E. : (Abhazya’da) yaşanan savaş nedeniyle yaşadıkları yerleri terk eden kişilerin geri dönmesi sorunun en kritik başlıklarından birisi. Şu anda 200 binden fazla Gürcü bu durumda. (Abhazya’ya) dönmeleri mümkün mü?
V. Ç. : Bizim geri dönüş ile ilgili bir programımız var. Gal bölgesine geri dönenleri biliyorsunuz, oradaki problem şu ki Batı, BMMYK (Birleşmiş Milletle Mülteciler Yüksek Komiserliği) ve Gürcistan onların geri dönme halini kayıt altına almaktan imtina ediyorlar. En azından 40 bin kişi (Gal Bölgesi’nde) evine döndü ve on yıldır (Abhazya’da) yaşıyor ama hiç kimse onların buradaki varlıklarını resmen tanıma niyetinde değil. Onları sanki hala Gürcistan’da yaşıyorlarmış gösterip bu insanlara IDP (yerinden edilmiş kişi) muamelesi yapıyorlar. Oysa ki onlar halihazırda zaten Abhazya’dalar, çocukları bile büyüdü ama onlara geri dönenler statüsü sağlanmıyor. BMMYK ve Gürcistan kayıtlarına bakacak olursak onlar hala IDP.
Öyleyse Gürcistan bu sorunu çözmek istemiyor. Eğer çözmek isteselerdi (bu konuda) meydana gelen ilerlemeleri kayıt altına alır ve daha ötesine bakarlardı. Ama istemiyorlar. Neden? Tabi ki politik mülahazalarla konuyu Abhazya’ya karşı bir argüman olarak kullanmak istiyorlar. (Gürcülerin niye böyle davrandığı) anlaşılabilir bir husus… (Ama) 40 bin hatta daha fazla insan dönmüş olsun ve (BMMYK vb. başka) kimse bundan bahsetmesin (işte bu anlaşılamaz). Bir diğer nokta şu ki, mülteciler için uluslararası yardım aldıklarından, onların Abhazya’da değil Gürcistan’da kaydedilmesini istiyorlar.. Biz geri dönenlerin -BM destekli kimi ajansların küçük yardımları hariç olmak üzere- bizden başka kimseden destek almaması hususuna özel önem veriyoruz. Her şeyi kendi bütçemizden hallediyoruz; okulları, hastaneleri, yolları kısacası herşeyi.
Tabi ki Gürcistan (Abhazya’yı) terk eden herkesin geri dönmesini istiyor ama (bugünkü koşullar sürdükçe) bu mümkün değil. Varsayalım ki (mevcut statü içinde) döndüler, büyük bir kargaşanın içine yuvarlanırız.
Yeniden bir savaşa sürükleniriz çünkü acılar hala taze. Sadece 20 yıl önce komşular, arkadaşlar birbirini öldürüyordu. Bir kan banyosu yaşadık. Eğer (hepsi Abhazya’nın statü sorunu devam ederken) geri dönecek olursa burada tam manasıyla bir kabus yaşanacaktır.
Öyleyse bu (mülteciler) sorunu, Abhazya’nın politik statüsüne dair sorun çözülmeden çözülemeyecektir. Kast ettiğim Abhazya’nın politik statüsünün kabul edilmesidir çünkü Abhazya’nın özgürlüğü ve bağımsızlığı Gürcistan tarafından tanındığında, ancak o zaman bir çok şeyi olduğu gibi mültecilerin dönüşü konusunu da tartışabileceğiz.
(*) Röportaj devam edecek