Yarın Sandık Başına Gidiyoruz...

Cumartesi, 07 Eylül 2019 17:05

Abhazya, ilk cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapıldığı 1994 yılından bugüne kadar beş cumhurbaşkanı tarafından yönetildi. Yarın yedinci dönem cumhurbaşkanımızı seçmek için, ikinci kez sandık başına gideceğiz.

İkinci tura kalan iki adaydan birisi sandıktan zaferle çıkacak ve önümüzdeki beş yıl boyunca Abhazya’yı yönetecek.

Buraya kadar her şey yolunda görünüyor değil mi? Peki gerçekten öyle mi, her şey olması gerektiği gibi mi ilerliyor, seçimler bittiğinde Abhazyalının sorunları da bitecek mi?

Hepimizin ortaklaşa riski paylaştığımız sorunlar güvenlik, yüreğimizi sızlatan ve sadece gençliği değil her yaştan insanımızı avuçları içine alan uyuşturucu illeti, eğitim sorunu, yolsuzluk, yoksulluk, aile kayırıcılığı, klancılık ve mafyalaşma ne olacak?

Bu noktada, ‘Demokrasi sadece çoğunluğun iktidarı değil, tam tersi azınlığın haklarının korunduğu rejimin adıdır’ gibi, gelişmiş demokratik toplumların konuştuğu ve oralarda genel bir kabul gören tanımlara girmeye gerek yok. Biliyoruz ki bu deyişler yaşadığımız toplum için bir lüks; sadece şatafatlı ve gösterişli birer cümleden ibaret. 

Ancak şunu da söylemek gerekiyor; demokrasilerde seçim çok şeydir ama her şey değildir. Bir rejimin demokrasi olup olmadığını belirleyen başka birçok kıstas vardır: Kuvvetler ayrılığı, hak, hukuk, adalet, basın özgürlüğü, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele bunların başında gelir.

Biz Abhazya olarak, bu işin neresindeyiz? Şu sözü sanırım bütün Altınpost okurları, takipçileri iyi bilecektir: ‘İnsanlar layık oldukları gibi yönetilirler.’ Peki Abhazya, böyle yönetilmeye layık mı?

Yeri geldiğinde hepimiz aşağıdaki benzeri sözleri kullanmayı çok severiz:

‘Biz dünyanın en eski ve kadim halkıyız. Hattilerden, Mısır’a, Amazonlara ve kadim Anadolu’ya uzanan birçok uygarlıkların sahibiyiz. Öyleysek, hiç düşünüyor muyuz, bugün niye bu noktadayız? Dünyanın elinin tersiyle ittiği hırsızlığı ve yolsuzluğu, kültürümüzün bir ögesiymiş gibi neden hala savunuyoruz? Ortalama bir dünya kentinin nüfusu kadar bile olmayan bir ülkede, neden hala kendi güvenliğimizi sağlayamıyoruz. Kim buna engel oluyor? Dış güçler mi?

Bu utanılası durum, vicdanımızı sızlatmıyor mu? Hani bizim kudretli ayhabılarımız, thamadelerimiz ve moder dünyamızdaki sivil toplum kuruluşlarımız, biz halkız, bizi kimin yöneteceğini seçeniz, beğenmezsek alaşağı edeniz, neden sesimiz çıkmıyor?

Her şey seçim değildir dedik ya, haydi, bir anlığa her şey seçim olsun diyelim. Mesela niçin bir kadın adayımız yok? Ekonomiyi, eğitimi, tarımı, aileyi ve daha bir şeyi ayakta tutan becerikli kadınlarımız, siyasette neden yoklar? Kadının yönetimde yeterince yer almadığı bir toplum eksiktir, yarımdır ve her türlü kirliliği ve zavallılığı da içinde barındırır.

Sözü uzatmak ve bilinen birçok şeyi yeniden tekrarlamak gereksiz...

Yarın yeniden yurttaşlık hakkımız gereği sandıklara gidip oyumuzu kullanacağız. Oyumuzu kime verirsek verelim. Mutlaka sandığa gidelim. Ama seçim bitince, görevimi yaptım işim bitti diyerek köşemize çekilmeyelim. ‘Oy namustur’ deyişinden hareketle oyumuza sahip çıkalım. Kim kazanırsa kazansın, kazanan halktır ilkesiyle, şeffaf olan hesap verebilir ilkesiyle, dürüst, adil bir yönetim isteyelim. Ve bıkmadan, yılmadan bunun takipçisi olalım.

Kafkasya’nın incisi güzel Abhazyamızı, atalarımızdan devralıp, kanımızla canımızla savunarak bugünlere getirdiğimiz Tanrıların hediyesi bu cennet yurdumuzu bir cehenneme, bir kâbusa dönüştürmeyelim...

Hepimize huzur ve güven içinde geçecek bir seçim diliyoruz.