Tarba "Dağlarda atalarımın ruhunu hissediyorum..."

Cuma, 07 Şubat 2014 19:56


Tengiz Tarba’yı Altınpost sitesini hazırlamaya başladığımızda tanımıştık. Karşısındakine ilk andan itibaren pozitif enerji veren kişilikli gülen yüzü, ışık saçan gözleriyle, çalışkan, hayal gücü kadar enerjisi de yüksek, gelecek vadeden vatanına tutkulu bir Abhaz genci Tengiz. Efsanelere konu olmuş, doğa harikası esrarengiz Abhaz dağlarını görüntüleyip önümüze koyduğunda tekrar hayran kaldık masallarımızın ülkesine. Sorularımıza içtenlikle cevap verdi, öğrendik ki bu kadar değil yaptıkları yapacakları ve hepsi Abhazya’ya dair... 

 

Doğaya ve dağlara olan ilginiz nasıl başladı?

Hayatım boyunca tanıtım, pazarlama alanı hep ilgimi çekmiştir. Bugün yaptıklarımın ve halen Dışişleri Bakanlığı enformasyon bölümünde görev yapmamın temelinde de bu var.  1,5 yıldır bu görevdeyim. 5 yıl önce Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda çalışıyordum. Görevimiz Abhazya’nın kültür ve turizmi hakkında bir web sitesi hazırlamaktı. Görevimiz yapmayı planladığımız bu sitede turizm açısından Abhazya’yı anlatmaktı. Bunun için çok sayıda görsel malzeme gerekiyordu ve profesyonel fotoğrafçılarla çalışmaya başladık. Ama bu finansal açıdan çok maliyetli bir çalışma oluyordu. Bu kadar büyük bütçeler ayırmadan kendi işimizi kendimiz yapmalıydık. Abhazya’yı kendim anlatacaktım ve buna Abhazya’nın doğa harikası dağlarından başlamalıydım. Bu düşünceyle dört yıl önce ilk profesyonel fotoğraf makinemi aldım.

 

Bizim sitemiz de de çok beğenerek yayınladığımız Abhazya Dağları projeniz hakkında bilgi verir misiniz?

Üç yıl önce çalışmalara başladık, bu yıl dördüncü yılımız. İlk yıl sadece fotoğraf çekimleri yaptık. Sonraki iki yıl buna video çekimlerini de ekledik, ayrıca oraya nasıl gidilir, kaç km. uzaklıkta, yükseklik, doğal yapısı gibi dağlara ait tüm detayları da anlatıyoruz. Yanımda profesyonel acil yardım kurtarma ekibinde de çalışan arkadaşım Fakh Smır var, birlikte çalışıyoruz. Çekimler 120 gün sürdü, bugüne kadar 27 ayrı noktada çalışmalar yaptık ve toplam 750 km. yol kat ettik. Abhazya dağlarının görsel tanıtımı büyük bir proje, önümüzdeki yıllarda da Abhazya dağlarını anlatmaya devam edeceğim. Artık bunu hayatımın bir parçası olarak hissediyorum. Yeni çekimlerimizi özellikle az bilinen, daha önce hakkında bilgi sahibi olmadığımız veya az bilgi sahibi olduğumuz dağlarda yapmayı planladık.  Ama finans problemimiz var her zamanki gibi. İlk çekimlere Aquafon firmasının sponsorluğu ile başladık, ikinci çekimlerde Abhaz İlkyardım Fonu Amşra’nın sponsorluğuyla gerçekleştirdik, buradan teşekkür ediyorum. Bundan sonraki çalışmalarımızda henüz sponsorumuz yok, kendi imkanlarımızla yapmaya çalışacağız.

 

Bu çalışmaları nasıl değerlendirdiniz, beklediğiniz sonuçları alabildiniz mi?

Abhazya’nın dünyaya tanıtılmasında çok etkili oluyor bu tür çalışmalar. Nitekim, 2012-2013 yıllarında Sohum’da, İtalya’da ve San Marino’da olmak üzere üç sergi düzenlendi ve Abhazya Dağları fotoğrafları ilgiyle karşılandı. Başka ülkelerden de sergi davetleri aldık. Sergi davetlerini de çeşitli ilişkilerimizle sağlıyoruz. San Marino’daki sergi salonunun sahibi üç kez ülkenin cumhurbaşkanlığı görevinde bulunmuş kişiydi, İtalya’daki sergi ise oradaki temsilcimizin çabalarıyla gerçekleşti.

Fotoğraflarım, Abhazya ile ilgili tanıtım yazılarım ve sergi haberleri Rusya’nın en çok okunan sitelerinde yayınlandı, ses getirdi. Hedeflerim de stabil durmuyor tabii, sürekli gelişiyor, değişiyor, yeni hedefler ekleniyor. Bunun için ben de stabil durmamalı sürekli hareket halinde bir şeyler yaparak devam etmeliyim.

Abhazya dağlarını anlatmak turizm açısından çok önemli tabii ama bir yönüyle de dağlarımız bizim köklerimiz ve geleneksel yaşamımız, toplum kimliğimiz demektir. Bizim atalarımız bu dağlarda yaşadılar ve geleneklerimizi kültürümüzü buralarda oluşturup yaşattılar, bunların unutulmamasını ve gelecek nesillere aktarılmasını çok önemsiyorum. Bunun için de dağlarımızla ruhsal bir bağım var, çok seviyorum, orada atalarımın ruhunu hissediyorum.

 

Görüntülemek istediğiniz daha önce hiç gidilmemiş, bilinmeyen bir dağ var mı?

Bildiğiniz gibi yüzlerce yıl önce Abhazya dağları yaşam alanı ve ticaret yolu olarak kullanılıyordu. Kuzey Kafkasya ülkelerine ve diğer bölgelere buralardan geçilebiliyordu. İnsan ayağı basmayan yer yok diyebiliriz, ancak artık kullanılmadığından unutulan dağlarımız var. Benim amacım daha çok bu yerleri tekrar Abhazya Dağları projesiyle güncellemek ve tekrar hatırlatmak.

 

Dağları anlatır mısınız, sizi etkileyen, ilginç gelen neler oldu? Özellikle sevdiğiniz, farklı gördüğünüz bir dağ var mı?

Belki size garip gelecek ama birbirine coğrafi olarak çok yakın görünseler de Abhazya dağları o kadar farklı ki. Gagra’daki bir dağ Oçamçıra’daki dağdan çok farklı özellikler gösterebiliyor. Hepsinde ayrı duygular hissettim ama hepsini çok sevdim. Dünyanın birçok yerinden insanlar geliyorlar, profesyonel olanlar var içlerinde, aynı şeyleri söylüyorlar, Abhazya’da kısa bir zaman diliminde birkaç farklı coğrafik özellikler görmeniz mümkün. Birçok ülkede bir gölün çevresini belki bir haftada dolaşırsınız ve benzer doğal özellikler görürsünüz gezdiğiniz yerlerde ama Abhazya’da sabah gezmeye başladığınız yerden birkaç saat uzaklıkta tamamen farklı bir doğal yapıya rastlayabilirsiniz ve akşama kadar birçok değişik coğrafya gezmiş gibi olursunuz. Tabiatın bu zengin çeşitliliği Abhazya’ya özgü bir şey.

Ben bir tarihçi veya arkeolog değilim, halktan biriyim ve her Abhaz gibi geleneklerimi kültürümü öğrenerek büyüdüm, bu böyle yapılır, böyle yapılmaz, doğru olan budur gibi geleneksel öğretileri yaşamım boyunca dinledim, az çok bir şeyler biliyorum. Ama dağlarda bunları tam olarak içimde hissettim, kafamda geleneksel bilgilerimin hepsi yerli yerine oturdu sanki, dağlarda edindiğim tecrübe ile bu yapılmaz, neden yapılmaz, bu neden böyle olmalı, neden bu yasaklar var gibi geleneksel bilgilerimi doğruladım, özümsedim. Dağlar şimdi uçsuz bucaksız boş alanlar şeklinde. Hayvancılık yapan bazı aileler ve çobanlar var tabii ama maalesef onlar da aşağılara inmeyi istiyorlar, çünkü yaşam oralarda gerçekten çok zor. Bizim bir amacımız da buralara ilgi çekerek o temiz doğal halleriyle turizme açılmasına aracı olmak. Harika doğal alanlar, muhteşem görüntüler var, dağ turizmi başlarsa insanlar çok beğenecek ve devamı gelecektir. Böylece oralarda yaşayan az sayıda insan için de bir gelir kaynağı yaratılacak, belki oralarda yaşamak isteyen insanlar da olacaktır.

Dağlar şimdi uçsuz bucaksız boş alanlar şeklinde. Hayvancılık yapan bazı aileler ve çobanlar var tabii ama maalesef onlar da aşağılara inmeyi istiyorlar, çünkü yaşam oralarda gerçekten çok zor. Bizim bir amacımız da buralara ilgi çekerek o temiz doğal halleriyle turizme açılmasına aracı olmak. Harika doğal alanlar, muhteşem görüntüler var, dağ turizmi başlarsa insanlar çok beğenecek ve devamı gelecektir. Böylece oralarda yaşayan az sayıda insan için de bir gelir kaynağı yaratılacak, belki oralarda yaşamak isteyen insanlar da olacaktır.

Yaşadığınız zorluklar ve korkular oldu mu?

Onar günlük periyotlarla yaptık gezilerimizi. Arabayla bir noktada kadar gidiyorduk, araba bizi bırakıyordu ve yola yayan devam ediyorduk. On gün sonra başka bir noktadan tekrar gelip bizi alıyordu. Mesela bir noktada yanlış bir yere sapıyorduk ve yolu kaybedip bir süre gidiyorduk. Doğru yolu bulabilmek için günlerce dolaştığımız oldu. Yanımıza aldığımız su bitiyordu bazen de. Dağlarda birçok yerde su olduğu düşünülüyor ama bir buçuk gün su kaynağı bulamadık bir defasında, çok susamıştık. Kaynak bulduğumuzda bir bardak içtim, bir daha ve dolduğumu hissettim, üçüncü bardağı yere döktüm. Sonra susuzluktan perişan olduğum biraz önce bu suyun ne kadar kıymetli olduğunu hatırladım, atalarımızın burada bu zorluklarla hep iç içe yaşadıklarını düşündüm, suya dağa toprağa neden bu denli değer verdiklerini daha iyi anladım, o anları yaşadım adeta. Suyu bulduğum an aklımda içimde bir şeyler değişti,  çok farklı duygular hissettiriyor insana bunlar… Şehirdeki hayatınıza döndüğünüzde bu tecrübeler ve duygular uygulanabilir, günlük hayata aktarılır şeyler olmuyor tabii ama bir yerlerde takılıp kalıyor yine de.

Korkularımız olmadı diyebilirim. Sadece bıçağımız vardı silah olarak yanımızda. Bazen hayvanlarla karşılaşıyorduk, mesela ayılarla karşılaştığımız oldu. Ama sanılanın aksine onlar bizi görünce kaçıyorlar. Bence hayvanlar senin avlanmaya mı, gezmeye mi geldiğini, senden zarar gelip gelmeyeceğini hissediyorlar.

Abhazya dağlarına bir kez gittikten sonra, biraz kaba olacak belki ama bende narkotik bir etki yaptı sanki, bağımlı gibi hissediyorum kendimi. Şehre inince bir adaptasyon süresi gerekiyor, geliyorsun işe başlıyorsun, bir süre sonra tekrar gitmek istiyorsun, sonra tekrar, tekrar... Bu bir tutku halini aldı bende. 

 

Benzer başka projeler var mı? Finans problemi olmasa hayalinizdeki proje nedir?

Bundan önce başka projelerim vardı. Novy Afon manastırı ile ilgili bir filmde ve Hıristiyanlığı anlatan bir belgesel yapımda yer aldım mesela. Ayrıca Abhazya’daki güncel yaşamla ilgili bir blog sayfam var internette, geliştirmeye devam ediyorum. Çeşitli Rus kaynaklarında Abhazya ile ilgili tanıtım yazılarım yayınlanıyor.  

Daly Agrba adındaki arkadaşımın tavsiyesiyle Arjantin’e gittik ve dünyanın en yüksek yedi tepesinden üçüncüsü olan Aconcagua’ya tırmandık. Bu kişisel ama çok pahalı bir geziydi. Rusya’daki Abhaz diaspora temsilcisi girişimci iş adamı Beslan Agrba’nın sponsorluğunda gerçekleştirdik bu tırmanışı ve Abhazya bayrağını zirveye taşıdık (Bu tırmanışla ilgili bir videoyu aşağıya ekledik, tıklayarak izleyebilirsiniz).

Kendimi Abhazya gibi hissediyorum. Ne yaparsam Abhazya ile ilgili olsun istiyorum. Finans problemi olmadan Abhazya’nın bütün güzelliklerini ayrıntılı olarak anlatabilmek, filmler, belgeseller çekebilmek isterdim. Elimde sadece bir fotoğraf makinesi ve kamera değil daha profesyonel başka aletler ve bunları taşıyacak bir araç olsun isterdim, ulaşamadığım yerlere helikopterle gidebilmek, her köşesine girip çıkmak ve bu cenneti tüm dünyaya anlatmak isterdim. Belgesel film çektiğimde buna telif hakkı problemi olmadan müzik ekleyebilmek isterdim, bu filmi dünyanın her yerindeki film festivallerine göndermek isterim.

Diğer yandan pozitif olmak dinamik olmayı da getiriyor. Bazı imkansızlıklarımız olsa da her zaman bana yardımcı olmak isteyen insanlar oluyor çevremde, bunu bilmek güzel.

Projeler çok, Dombay Ulgen dağına çıkmak ve Abhazya bayrağını dikmek istiyorum mesela. Burası Karaçay Çerkes sınırında Abhazya tarafında ve profesyonelce çıkılması gereken bir zirve burası. En son seksenlerde çıkıldı. Abhaz köyleriyle ilgili etnografik projelerimiz de var. Türkiye’de yaşayan bir Abhaz aileyi de anıları, eski fotoğrafları, yaşamları…vb. bir film halinde çalışmak istiyorum. Çünkü vatanı tanımak için diasporasını da tanımak gerekiyor.

 

Türkiye’ye söylemek istedikleriniz var mı?

Benim ailemin de diaspora geçmişi var. Aile büyüklerimden Türkiye’ye göçen ve sonra tekrar Abhazya’ya dönenler vardı. Diasporik duygulara yabancı hissetmiyorum kendimi ve oradan ve buradan iki Abhaz karşılaşıp konuşmaya başladıklarında aralarındaki mesafenin ve yılların nasıl ortadan kalkıverdiğini, tertemiz saf duygularla dolduklarını, iki kardeş gibi kolayca anlaştıklarını görüyorum sık sık. En güçlü kardeşlik duygularımı burada veya Türkiye’de onlarla görüşürken o an hissediyorum. Biz aynıyız, kardeşiz, her zaman beraber olmalıyız, birlikte hareket etmeliyiz. Herkese sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.

Röportaj: Behice Bağ

Aconcagua tırmanışı videosunu izlemek için lütfen tıklayınız:

 http://altinpost.org/multimedia/item/2018-bir-tırmanış-öyküsü-tengiz-tarba.html